2018 yılı Ocak ayında “Nokta-i Süveydâ” karma İslam Eserleri sergisi ile Ankaralı sanatseverlerle merhaba diyen galerimiz, bu yılı, adeta özel bir sanat yılı zenginliği ile değerlendiriyor.
Ankara’nın hatta belki de Türkiye’nin, kendi sergi salonlarına sahip ve Klasik Sanatlar odaklı tek özel galerisi olan galerimiz, sizlerin desteği ile Ankara’nın sanat hayatında özel bir yer edinmeye aday.
Türk İslam sanatlarının Ankara’daki görünürlülüğünü arttırmayı, eser üretiminin kapasitesini genişletmeyi hedefleyen galerimiz, Kültür Bakanlığımızın anlamlı ve kıymetli desteği ile 2018-2019 sanat yılı etkininliklerini siz kıymetli Ankara’lıların takdirlerine sunmaktan onur duyar.
2018/2019 sanat yılı etkinliklerimizin açılış sergisini Hattat Bekir Er hoca’nın seçkin eserleri ile yapıyoruz. Kendini hat sanatına adayan, sanatsal gelişimini hiç durmaksızın sürdüren ve bir yandan da talebe yetiştiren Bekir Er Hoca’nın seçkin eserlerini zevk-i seliminize sunuyor devam eden etkinliklerimizde de sizi görmeyi umuyoruz.

Ankara Sanat Galerisi & Müzayedecilik Evi | Ankara Sanat Galerisi & Müzayedecilik Evi | Ankara Sanat Galerisi & Müzayedecilik Evi

Nokta-i Süveydâ… Yani sevda noktası… Yani kalpteki siyah nokta… Kendisine, beşeri ve ilahi sevdayı birlikte sığdırabilen, sırrına ermenin en zor olduğu mertebe.
Âlemin tüm varını ve yoğunu, bütün dünyevi telaşlardan soyunup içinde taşıyan Nokta-i Süveydâ, bünyemizdeki bu iç kapı; zaman ve mekandan âzâde. Duyu organlarına ihtiyaç duymadan görür ve algılar kalbimizdeki nokta.
Bir diğer deyişle bu nokta, Kur’an-ı Kerim’deki besmelenin be’sindeki nokta. Hüsn-i hat sanatındaki ve kainattaki tüm başlangıçların ve sonların temelindeki nokta.
“Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim.” sırrınca, acziyetimizle Allah’ı aradığımız, O’nu bilmek için O’nun kapısına vardığımız bu yolda; kalbimizdeki siyah nokta düşüyor yine kağıda…
Kainattaki tüm ölçü, düzen, tavır, mükemmellik, hikmet-i ilahi; hüsn-i hattaki nokta ile tamamlanıyor. Yine Nokta-i Süveydâ ile gizlenen bütün ilimlerin sırrı kalbe bahşolunuyor.
Diyor ki Gazali; sevda beşerde başlar, ilahi kapıya varır; orada lezzetini aldığı bu sevda ile gönül gözü kötülüklere, dünyanın keşmekeşine kapanır. Varılan bu yer insanın ulaşabileceği son mertebedir. Kişi, insan-ı kamil olur, doğruluk ve sadakatle bezenir; nur ve huzur dolar. O siyah nokta bir acziyet halinde bırakmaz insanı ve şükür sebebi halini alır.
Varlığı kaplayan ateş; benliği ele geçirip aşk hasıl olduğunda, kendindeki sırları aşikâr eylemek isteyen dil, çareyi O’nun sırlarla bezediği harfleri yıllarca silinmeyecek siyah mürekkeple aşketmek güzelliğine varır. Malum, bilinmek isteyen Râb, aşkı koyduğu gönlün de bilinmek istemesini elbet hoş görür ve meşki nasip eyler kuluna…
Bu noktanın sırr-ı istivasından harf zuhur eder. Zira harf, noktanın sıfat-ı kadimesidir. Vech-i kadimdir. Akıl dahi bu harf ve noktanın nurudur.
Hattat alır eline kamışı ve satıh üzerine koyar, bir nokta zahir olur. Noktayı çeker, kelime ve kelâm olur. Hattatın yazdığı isimdir ve isim müsemmaya ayna olur, isim ayine-i cihannüma olur. O aynadan bütün mevcudat görünür. O mevcudatı kalp ve akıl görür. Akıl, harf ve nokta birdir.
Güneş yukarıda gökte bir noktadır ama ışığı her yerdedir. Nuru alemi aydınlatır, her şeye kudret bahşeder. İşteyüreğin ortasındaki süveyda da tüm siyahlığına rağmen manevi bir nurdur ve ışığı dimağa yansır, böylece hattatın elinden dökülür kağıda hurufat…
Gözün görmesi, dilin söylemesi, kulağın işitmesi, aklın idraki; Nokta-i Süveydânın maneviyata tecelli edişiyle anlam bulur.
Nokta ve harf; ilm-i batındır. Zahir gözle bakmak kâr etmez; gönül harften, hat sanatından, ruhani hendeseden mahrum kalır.
Velhasıl; kuvvet-i ezelinin gönle koyduğu bu siyah noktayla aşk sırrına eren adem, meşk vasıtasıyla Rabbine giden menzilini kolaylaştırır. Aharlı kağıda hattatın elinden dökülen Allah ve peygamber kelâmı, şüphesiz yine Allah’ın kuluna ikramıdır.
Yüce yaratıcının muhteşem sanatını yine O’nun sanatının en güzel örneği olan insanın; kalbindeki Nokta-i Süveydâyı kağıda dökmek için ömrünü hasretmesi; kainattaki güzelliklerin nokta misali başlangıcıdır.
Gönlümüzün, süveydayı ve Rabbin sanatını anlaması duasıyla…
Rabia Nalkesen

1975 yılında Ankara’da doğdu. Eğitim hayatına Ankara’da başladı ve devam etti. Erken yaşlarda sanata ilgisi başladı ve ilerleyen yıllarda 6 yıl bir ressamın
(Mövsim Oruçov) atölyesinde kara kalem, sulu boya ve yağlı boya dersleri aldı. 1989 yılında, Yâsîn Sûresi’nin bir levhasını gördü ve Hat sanatına olan ilgisi başladı.
O yıllarda Ankara’da hattat olmaması sebebi ile, sahaflardan bulmuş olduğu Kalem Güzeli kitabından ve muhtelif yazılardan uzun süre istifade ederek yazmaya çalıştı.
Daha sonra İstanbul’da Reisü’l Hattatin Hasan Çelebi’den meşk edip, sülüs ve nesih yazılarda icazetini aldı.
Halen Ankara Hamamönü’ndeki atölyesinde Hüsn-i Hat dersi vermeye devam etmektedir. Aynı zamanda 7 yıldır Türkiye Diyanet Vakfı Kagem bünyesinde Hüsn-i Hat meşklerine talebeleriyle çalışmalarına devam etmekte, aynı zamanda çeşitli liselerde Hat dersleri vermektedir..
Ankara ve İstanbul’da muhtelif sergilere katıldı. Halen devam eden İsm-i Nebi ve Esama-ü’l Hüsna projeleri için eser hazırlamakta olan sanatçının birçok koleksiyonda eserleri mevcuttur.

Ankara Sanat Galerisi & Müzayedecilik Evi | Ankara Sanat Galerisi & Müzayedecilik Evi | Ankara Sanat Galerisi & Müzayedecilik Evi

3D SANAL MEKAN TURU

ESERLER